Punishment Park: Ne Yazık ki; Geçmişin, Şimdinin ve Geleceğin Filmi

KaSSaP

Aktif Kullanıcı
Katılım
19 May 2020
Mesajlar
1,190
Tepkime puanı
7
Puanları
37
Yaş
30
Konum
ankara
En iyi cevaplar
0
Punishment Park ise Amerika özeline odaklanan bir filmdir. Amerika, 1970 yılında Kamboçya’yı işgal etmek üzeredir ve elindeki kolluk kuvvetlerine ekstra olarak 100.000 kişi daha eklemiştir. Bir yandan dünyanın diğer ucunda bir operasyona girişen Amerika, diğer yandan da kendi içindeki ‘’tehlikeleri’’ ayıklamanın derdine düşmüştür. Watkins bu filmde, dönemin üniversite gençliğinin isyanı sonucunda ülkede ortaya çıkan karışıklık hâlini kendine meta olarak belirlemiştir. Punishment Park’ta herkesin bir mucize olarak bildiği Amerikan Rüyası kavramını yerle yeksan edilmiştir. Temeli, hak ve özgürlükler olan bir ülkenin aslında özünde insanları nasıl kendi çıkarlarına göre konsolide ettiğini, lafını hiç eveleyip gevelemeden izleyicinin suratına çarpmıştır Watkins. Amerika savaş hâlindedir. Zamanın ruhu ise savaş karşıtı gençlerin yükselişini ateşler. Watkins, o dönem gençlere uygulanan baskıyı hikâyeye muhteşem bir detay ekleyerek anlatmayı seçmiştir. Mahkeme karşısına gelen bu ‘’marjinal’’ gençler aldıkları hapis cezası yerine seçebilecekleri alternatif bir uygulama ile karşı karşıya kalır: Ceza Kampı. 15-20 yıl arası ceza alan gençlere alternatif olarak sunulan ceza kampının resmiyetteki anlamı şu şekildedir: ‘’Ceza kampı ABD Senatosu Asayiş Sağlama Altkurulu tarafından silah zoruyla hükumete başkaldıran kişileri eğitim yoluyla cezalandırarak geri dönüşümlerini sağlamayı amaçlar.’’ Kaliforniya çöllerindeki bu parkta gençler dört gün süren bir hayatta kalma mücadelesine sürüklenir.

punishment-park-filmloverss.png

Gençler, hedefteki Amerikan bayrağına ulaşırsa özgür kalacaklardır. Kolluk kuvvetleri ise gençlere yalnızca belirlenen alanın dışına çıkmaları durumunda müdahil olacaktır ama tarihin her döneminde olduğu gibi kolluk kuvvetleri yetkilerini misliyle aşar. İşte tam bu noktada Watkins’in dahiyane kurgusuna tanık oluruz. Watkins, filmi iki grup üzerinden kurgular. İlk grup parkta hayatta kalma mücadelesi verirken, diğer grup ise mahkeme karşısında yargılanmaktadır. Yargılanan grubun içerisindeki gençlerin çeşitliliği üzerinden neredeyse tüm toplumsal sorunlar üzerine etkileyici diyaloglar izleriz. Emperyalizm, soykırım, siyahilerin ülkedeki durumu, azınlıklar, kadın hakları, sivil itaatsizlik, vicdani ret, savaş karşıtlığı, öğrenci hareketi, kültür-sanat erozyonu, medyanın tekelleşmesi… Yargılanan gençler canhıraş bir şekilde dertlerini anlatmaya çalışırken, hemen hemen aynı sebeplerden dolayı ceza alan diğer gençler de parkta hayatta kalmaya çalışmaktadırlar. Watkins aslında bu işin bir çıkmaz olduğunu ve örgütlenmezsek her zaman kaybedeceğimizi ince ince beynimize işler. Sistem çarklarını kurmuştur ve bizleri öğütebildiği sürece işlemeye devam edecektir. Sisteme isyan etmek de kolay değildir. Parkta hayatta kalma mücadelesi veren gençlerden biri bu durumu çok güzel açıklar: ‘’Derdimiz isyan etmek, özgürleşmek ama kuralları polisin koyduğu bir oyunda hayatta kalmaya çalışıyoruz.’’ Hayatta kalmaya çalışan grup kendi içinde fraksiyonlara ayrılsa da sonunda hiçbiri başarılı olamaz. Çünkü sistem sizi bir kere komünist diye işaretlediyse isyan etseniz de, orta yolu bulmaya çalışsanız da muktedir sizin üstünüzden dozer gibi geçmeye çalışır. Mahkemelere kendinizi anlatamazsınız çünkü mahkemeler muktedirin çıkarlarına hizmet etmekle yükümlüdür. Orta sınıf milliyetçi-muhafazakâr değerlere zarar gelmesine asla izin vermezler. Onlar için binlerce kilometre uzaklıktaki savaş bir fetihtir.
 
Üst Alt